2009yerelsecimleri CHP , AKP , DSP Adayları Partilerin Adayları

GENEL BAŞKAN BAYKAL STAR TV’DE UĞUR DÜNDAR’IN KONUĞU OLDU VE ÇARŞAFLIYA ROZET İLE KURAN EĞİTİMİNİ DEĞERLENDİRDİ…

Posted by: 2009yerelsecimler on: Şubat 8, 2009

deniz_baykal

GENEL BAŞKAN BAYKAL STAR TV’DE UĞUR DÜNDAR’IN KONUĞU OLDU VE ÇARŞAFLIYA ROZET İLE KURAN EĞİTİMİNİ DEĞERLENDİRDİ…

-“Başbakan örtülülere rozet takılması konusunda zik zak içindedir. Başlangıçta bana verdiği destekten şimdi pişman olmaya başlamıştır, önceki sözlerini terk etmiş, CHP’yi suçlama gayreti içine girmiştir. Bu tutarsızlıktır, önce bu tutarsızlığa dikkati çekmek istiyorum…”

-“Başbakanın aradan aylar geçtikten sonra tekrar bu tartışmaya yönelmiş olmasını, bu konudaki CHP’nin tavrının onu artık rahatsız etmeye başlamış olmasıyla ilgili bir değerlendirme olarak görüyorum”

-“Ben çarşafla ilgili Başbakanın söylemine dikkati çekmeye çalıştım. Burada bir kırılmanın var olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Başbakan çarşaf konusunda çok iyi diyordu, şimdi çok iyi diyemiyor. Şikayetçi olmaya başlamıştır. Eskiden aman dik dur, devam et diyordu. Şimdi onu söyleyemiyor. Bunun altını çiziyorum. Bunun anlamını herkesin değerlendirmesini istiyorum”

-“Bizim o yaklaşımımız, Türkiye’de toplumun, insanların siyasi inancıyla kılık kıyafeti arasında bir beraberlik kurma anlayışının aşılması bakımından çok yararlı olmuştur. İnsanları kılık kıyafetleriyle siyasi tercihlerinin farklı olabileceği yaklaşımı toplumda kabul görmüştür. Bu büyük bir ferahlık getirmiştir. Ve Türkiye’nin kaynaşmasına, bütünleşmesine, insanların kılık kıyafetleriyle tasnif edilmesine, etiketlenmesine, dışlanmasına karşı bir tavır olarak ortaya çıkmıştır”

-“Bazı çarşaflıların istifa etme kararını almış olması adaylık tartışmasıyla ilgili bir görüntüdür. CHP’ye katılmış olan binlerce insan kılık kıyafetleri ne olursa olsun CHP’ye destek vermeye, Parti içinde çalışmaya devam ediyorlar. Bu ezberini bozmuştur Türkiye siyasetinin”

-“Çarşaflılar Atatürk düşmanıdır, laiklik düşmanıdır, cumhuriyet düşmanıdır ve onlar hiçbir şekilde CHP’ye oy veremezler. Bu anlayış ortadan kalkmıştır ve bu çok büyük bir hizmet olmuştur”

-“Kuran eğitimi konusuna gelince, bu bizim çok önemli, çok temel bir konumuzdur. Bu konuda maalesef Türkiye çok büyük ölçüde kendisini aldatmaktadır. Gerçekleri görmemezlikten gelmektedir ve bu konuyu konuşmamayı, incelememeyi, irdelememeyi tercih etmektedir. Keşke bu konuyu biz bir yerel seçim öncesinde değil de daha sağlıklı bir ortamda ele alıp konuşabilseydik. Bu konunun bir yerel seçim öncesinde gündeme gelmiş olması bir talihsizliktir. Bunun altını bende çiziyorum. Keşke bu ortamda olmasaydı. Ama bu süreç kendiliğinden gelişti.

-“Sefa Sirmen projelerini anlatırken bundan da bahsetti. Halkevleri benzeri mahallelerde bir semt evi projesi var. O proje çerçevesi içinde bunu da yapacağını ifade etti. Ve bana ne düşündüğüm soruldu. Bu bizim hakkında ciddi zihin yorduğumuz ve kendimizi önemli ölçüde hazırladığımız, elimize imkan geçerse, iktidar geçerse ciddi şekilde kullanmayı kararlaştırmış olduğumuz bir konu, hazır olduğumuz bir konu. Bunu konuşmaktan hoşlanmıyoruz. Ama bu konuyu biliyoruz. Türkiye’nin böyle bir derdi var. O derdi çözmek içinde projemiz var. Bu konu önümüze gelince ben bunun önemli bir proje olduğunu söyledim”

-“Türkiye kendisini aldatıyor demiştim. Türkiye’de bir gerçek var. Birde olması gereken var. Gerçek nedir? Bugün Türkiye’de Diyanet İşlerinin resmi verilerine göre 6.770 kuran kursu var Bu kursların il ve ilçelerde olanları 4073, Beldelerde olanı 1306, Köylerde olanı 1391’dir. Toplam 6770. Bu 6770 kuran kursunun 590’i belediyelere ait binalarda çalışmaktadır. Düşünün Türkiye’de 40 bin köy var…Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, Diyanet İşlerinin bilgisi, denetimi dışında kimin niçin ne ürettiğinden kimsenin haberdar olmadığı kurslar Türkiye’nin her yerinde çalışmaktadır. İşte bu çok ciddi bir tablodur. Ve üzerinde düşünülmesi ve çözülmesi gereken konudur. Laiklik bunu görmemezlikten gelelim, önemli değil, bırakın ne hali varsa görsün demek değildir. bu sorunu çözmek için gereken sorumluluğu üstlenmek, girişimi yapmaktır”

-Bir süre önce Konya’da Taşkent’te hatırlarsınız 18 kız çocuğumuz öldü, kaybedildi. Onun hemen yanında diyanete bağlı bir kuran kursu vardı. Ama o kuran kursunda bir tek kişi bile yoktu. Hemen onun birkaç yüz metre ötesinde bu denetimsiz kuran kursunun Kaymakamlığında bilgisi dahilinde çalıştığını gördük. Bir süre sonra bize bunun İngilizce kursu, yok bilmem ne kursu olduğunu anlatmaya çalıştılar. Ama gerçeğin ne olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz”

-“Türkiye’de yer altı dünyası var din konusunda. Bu yer altı dünyasını görmek, fark etmek durumundayız. Bunu görmemezlikten gelmek laiklik falan değildir. Laiklikte herkesin dinini öğrenme hakkı vardır. Dünyanın bütün insan hakları bildirgelerinin başında herkesin din özgürlüğü, inanç özgürlüğü, dinini öğrenme ve öğretme özgürlüğü yer alır. Laiklikle din öğrenme ve öğretme özgürlüğü arasında nasıl bir çelişki olabilir?”

-“Denetim altında doğru bir kuranı kerim yorumunun ve gerçeğinin çocuklarımıza annelerinin, babalarının izinleriyle ve çok uygun ortamlarda kamunun denetimi altında, şeffaf bir şekilde, yetkili insanların ağzından, yani devlete, cumhuriyete, laikliğe, anayasaya, Atatürk’e husumet içinde olmayan insanlar tarafından anlatılması Türkiye’nin temel problemlerinden birisidir”

-“Bir süre önce televizyonlara bir genç kız çıktı, dedi ki ki ben Atatürk’ü sevmiyorum, Humeyni’yi seviyorum. Bunlar nereden yetişiyor. Bu konulara el atmak zorunda değil miyiz? Bunu görmek zorunda değil miyiz? Bunları denetim altına almak zorunda değil miyiz? Sen uğraşma bunlarla, bırak diyanet zaten bunu yapıyor diyerek devam edebilir miyiz? Başbakanın bu tablonun devam edip etmemesinden hiç şikayetçi olmadığını görüyorum. Ben şikayetçiyim”

-“Başbakan diyor ki, karışmayın, dini siyasete alet etmeyin. Dini siyasete alet etmek din eğitiminin olması gerektiği gibi verilmesini talep etmek değildir. Tam tersine çarpık bir şekilde onun bunun elinde din eğitiminin başka amaçlara hizmet edecek şekilde verilmesinin devam etmesini isteyenler ya da bunu istemese de buna gözyumanlar, bunu laiklik anlayışının gereği zannedenler büyük yanılgı içindedir”

İletişim Koordinatörlüğü (Ankara) – Genel Başkan Deniz Baykal Star Tv’de Uğur Dündar’ın konuğu oldu ve Çarşaflıya “Rozet İle Kuran Eğitimi”ni değerlendirdi ve soruları şöyle yanıtladı;

Uğur DÜNDAR- Sevgili seyirciler, Cumhuriyet Halk Partisinin arda arda gelen açılımları hem çeşitli iddialara, hem de eleştirilere sebep oluyor. Peki bunlarda haklılık payı var mı? Soruların cevabını bir numaralı kişiden şuanda Ankara stüdyomuzda bulunan Cumhuriyet Halk Partisi lideri Deniz Baykal’dan alacağız. İyi akşamlar Sayın Baykal.

Deniz BAYKAL- İyi akşamlar.

Uğur DÜNDAR- Efendim özellikle iktidar partisinin Genel Başkanından çok sert eleştiriler geldi. Bu arada medya da eleştiriler devam ediyor. Başlıkları bir kez daha hatırlatmak gerekirse “Hani dini siyasete alet etmeyecektiniz” şeklinde bir sözü var Başbakanın ve AKP Genel Başkanı Sayın Erdoğan’ın. Ayrıca iyice çarşaflıyorlar. İnsan samimi olmayınca çarşaflıyor. Peki senin liderin niye gericilere rozet takıyor. Ayrıca sizin kuran kurslarınıza diyanet işlerinin hiçbir şekilde ihtiyacı yok. Yeterince kuran kursu var. Zaten 15 yaş sınırı da sizin itirazınız üzerine konmuştu diyor. Bir bakıma sizin geçmişte söylediklerinizin bugün tam tersini yaptığınızı ima ediyor. Bunlara ne diyeceksiniz?

Deniz BAYKAL- Önce Sayın Başbakanın bu tartışmayı çok sevdiği anlaşılan çarşaf kelimesi etrafında geliştiriyor olmasını dikkatinize sunmak istiyorum. Ne ölçüde yakıştığını düşünüyorsunuz bilemiyorum. Ama öyle anlaşılıyor ki Başbakan bu kelimeyi kullanarak bu tartışmayı gündeme getirmeyi çok seviyor. Buna herkesin dikkatini bir defa çekmek istiyorum.

Ayrıca, bu konu Başbakanın kısa bir süre yaptığı değerlendirmeler hatırlanacak olursa çok ciddi bir zikzak içine girdiğini Başbakanın, görüş değiştirdiğini, yeni bir noktaya geldiğini bize gösteriyor. Belki hatırlayacaksınız Kasım ayının içinde, 25 Kasım 2008 AKP grup toplantısında bu konuyla ilgili örtülülere rozet takılması konusuyla ilgili olarak Başbakan bana dik durma tavsiyesini yapmıştı. Boyun eğme, dik dur. Temennim odur ki bunun arkası da gelir. Kesilmesin. Tabi ki olumsuz çıkışlar olacaktır. Sayın Genel Başkan buna karşı dik durmalıdır, boyun eğmemelidir. Bunlar her yerde olabilir. Erdoğan bundan sonraki süreçte bu duruşun böyle devam etmesi halinde ülkenin birçok sorununun çok daha çabuk çözüleceğini kaydetmiş idi. Bu 25 Kasım 2008 tarihindeki konuşması.

Öyle anlaşılıyor ki, başlangıçta verdiği destekten şimdi pişman olmaya başlamıştır Sayın Başbakan. Ve bu konuda çok temel bir görüş ayrışması içine girmeye başlamıştır. Bir zik zak içindedir. Daha önceki sözlerini terk etmiştir. Bunun etrafında Cumhuriyet Halk Partisini suçlama gayreti içine girmiştir. Önce bu tutarsızlığa dikkati çekmek istiyorum.

Bizim o yaklaşımımız Türkiye’de toplumun insanların siyasi inancıyla kılık kıyafeti arasında bir beraberlik kurma anlayışının aşılması bakımından çok yararlı olmuştur. İnsanları kılık kıyafetleriyle siyasi tercihlerinin farklı olabileceği yaklaşımı toplumda kabul görmüştür. Bu büyük bir ferahlık getirmiştir. Ve Türkiye’nin kaynaşmasına, bütünleşmesine, insanların kılık kıyafetleriyle tasnif edilmesine, etiketlenmesine, dışlanmasına karşı bir tavır olarak ortaya çıkmıştır. Biz bu davranışımızın çok yararlı olduğuna inanıyoruz. Türkiye için yararlı olduğuna inanıyoruz. Ve bunun ne din istismarıyla, ne laikliğe ters düşmekle hiçbir ilgisi olmadığından kuşku duymuyoruz.

O bakımdan Başbakanın aradan aylar geçtikten sonra tekrar bu tartışmaya yönelmiş olmasını bu konudaki Cumhuriyet Halk Partisinin tavrının onu artık rahatsız etmeye başlamış olmasıyla ilgili bir değerlendirme olarak görüyorum. O zamanda zaten demiştir ki, Başbakan hangi nedenle olursa olsun bu değerlendirmeyi yaptı kendisine teşekkür ederim. Ben aynı noktadayım ama Başbakan bulunduğu noktayı değiştirmiştir. Bunun altını çiziyorum bir.

Şimdi hem bu çarşaf konusundaki yaklaşımımız, hem de kuran kursuyla ilgili son tartışmalar bir kapsamlı değerlendirmeyi gerektiriyor. Bu konudaki düşüncemi de izin verirseniz ifade etmek istiyorum.

Uğur DÜNDAR- Estağfurullah ona gayet tabi izin vereceğim ama sadece Başbakan ve AKP Genel Başkanı Sayın Erdoğan değil, bugüne kadar yazılarıyla Cumhuriyet Halk Partisine destek veriyor izlenimini bırakan köşe yazarlarından da Cumhuriyet Halk Partisinin bu son açılımlarıyla özellikle CHP İzmit Belediye Başkan Adayı Sefa Sirmen’in kuran kursları açacağız şeklindeki açıklamasının ardından Cumhuriyet Halk Partisinin dini siyasete alet ettiği yolunda sert eleştiriler geliyor. Yani sadece AKP kanadından değil, size destek olan kamuoyundan da geliyor.

Deniz BAYKAL- Tabi. Ben çarşafla ilgili Başbakanın söylemine dikkati çekmeye çalıştım. Burada bir kırılmanın var olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Yani Başbakan sadece çarşaf konusunda söylüyorum çok iyi diyordu, şimdi çok iyi diyemiyor. Şikayetçi olmaya başlamıştır. Eskiden aman dik dur, devam et diyordu. Şimdi onu söyleyemiyor. Bunun altını çiziyorum. Bunun anlamını herkesin değerlendirmesini istiyorum. Bu önemli bir Başbakanın çelişkiye düşmesi olayıdır çarşafla ilgili tartışmalar ve o konuyu tekrar gündeme getiren olayda bazı çarşaflıların istifa etme kararını almış olmalarıdır. Tekrar o gündeme getirdi. Ama bugünkü çelişmelerde açıkça ortaya koyuyor ki bu kalıcı, ciddi bir tavır değildir. Bir adaylık tartışmasıyla ilgili bir görüntüdür. İşin esası aynen işlemeye devam ediyor. Yani bugün Cumhuriyet Halk Partisine o bu olaylar yaşandığı zaman katılmış olan binlerce insan kılık kıyafetleri ne olursa olsun Cumhuriyet Halk Partisine destek vermeye devam ediyorlar. Parti içinde çalışma yapıyorlar. Bu ezberini bozmuştur Türkiye siyasetinin.

Yani çarşaflılar Atatürk düşmanıdır, laiklik düşmanıdır, cumhuriyet düşmanıdır ve onlar hiçbir şekilde Cumhuriyet Halk Partisine oy veremezler. Bu anlayış ortadan kalkmıştır ve bu çok büyük bir hizmet olmuştur bu bir.

Şimdi Sefa Sirmen’in açıklamasıyla ilgili olarak şunu söylemek istiyorum. Bu konu, yani kuran eğitimi konusu Sayın Dündar bizim çok önemli bir konumuzdur, çok temel bir konumuzdur. Ve bu konuda maalesef Türkiye çok büyük ölçüde kendisini aldatmaktadır. Gerçekleri görmemezlikten gelmektedir ve bu konuyu konuşmamayı, incelememeyi, irdelememeyi tercih etmektedir. Keşke bu konuyu biz bir yerel seçim öncesinde değil de daha sağlıklı bir ortamda ele alıp konuşabilseydik. Bu konunun bir yerel seçim öncesinde gündeme gelmiş olması bir talihsizliktir. Bunun altını bende çiziyorum. Keşke bu ortamda olmasaydı. Ama bu süreç kendiliğinden gelişti.

Yani Sayın adayımız Sefa Sirmen projelerini anlatırken bundan da bahsetti. Bir halkevleri benzeri mahallelerde bir semt evi projesi var. O proje çerçevesi içinde bunu da yapacağını ifade etti. Ve bana da partinin Genel Başkanı olarak ne düşündüğüm soruldu. Bu bizim hakkında ciddi zihin yorduğumuz ve kendimizi önemli ölçüde hazırladığımız, elimize imkan geçerse, iktidar geçerse ciddi şekilde kullanmayı kararlaştırmış olduğumuz bir konu, hazır olduğumuz bir konu. Bunu konuşmaktan hoşlanmıyoruz. Ama bu konuyu biliyoruz. Türkiye’nin böyle bir derdi var. O derdi çözmek içinde projemiz var. Bu konu önümüze gelince ben bunun önemli bir proje olduğunu söyledim. Şimdi onun etrafında bir tartışma cereyan ediyor. Nedir konu? Bunu daha ayrıntılı bir şekilde görmemiz lazım.

Sayın Dündar, Türkiye kendisini aldatıyor demiştim. Türkiye’de bir gerçek var. Birde olması gereken var. Gerçek nedir? Bugün Türkiye’de bakın 6.770 tane resmi verilere, Diyanet İşlerinin resmi verilerine dayanarak söylüyorum. Diyanet İşlerinin gözetimi altında, yani olması gerektiği kuran kursu var. 6770 tane kurs. Bu kursların il ve ilçelerde olanları 4073’tür. Beldelerde olanı 1306’dır. Köylerde olanı 1391’dir. Toplam 6770. Bu 6770 kuran kursunun 590 tanesi belediyelere ait binalarda çalışmaktadır, görev yapmaktadır. Yani Diyanet İşlerinin gözetimi altında işleyen bu kursların 590 tanesi belediyeye ait binalarda yürütülmektedir. Toplamı da 6770. düşünün Türkiye’de 40 bin köy var. Yani her ilçede, ilde pek çok semt var, mahalle var, bölge var. Milyonlarca insan yaşayan kentlerimiz var. Bu 6770 tane meşru Diyanet İşlerinin bilgisi dahilinde, yasaların öngördüğü şekilde çalışan kuran kursudur. Ama hepimiz çok iyi biliyoruz ki, gerçek durum bunun çok ötesindedir. Bunun çok ötesinde Diyanet İşlerinin bilgisi, denetimi dışında kimin niçin ne ürettiğinden kimsenin haberdar olmadığı kurslar Türkiye’nin her yerinde çalışmaktadır. İşte bu çok ciddi bir tablodur. Ve üzerinde düşünülmesi ve çözülmesi gereken konudur. Laiklik bunu görmemezlikten gelelim, önemli değil, bırakın ne hali varsa görsün demek değildir. bu sorunu çözmek için gereken sorumluluğu üstlenmek, girişimi yapmaktır.

Bakınız bir süre önce Konya’da Taşkent’te bir olay dolayısıyla bu konu bütün dramatik yönüyle ortaya çıktı. Hatırlarsınız 18 tane kız çocuğumuz orada öldü, kaybedildi. Onun hemen yanında diyanete bağlı bir kuran kursu vardı. Ama o kuran kursunda bir tek kişi bile yoktu. Hemen onun birkaç yüz metre ötesinde bu denetimsiz kuran kursunun Kaymakamlığında bilgisi dahilinde çalıştığını gördük. Bir süre sonra bize bunun İngilizce kursu, yok bilmem ne kursu olduğunu anlatmaya çalıştılar. Ama gerçeğin ne olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz.

Şimdi bu tablo değişmelidir. Bu doğru bir tablo değildir. Yani bir yandan bu, bir yandan bir süre önce gene hatırlayınız Gonca Kuriş adında bir hanım hizbullahçılar tarafından katledildi. Niçin katledildi? Çünkü o diyordu ki, ben kuranı kerimi ezberledim, dualarımı okuyorum ama bunun ne anlama geldiğini doğrusu bilmiyorum ve bundan da rahatsızım demişti. Bunu dediği için o hanımı domuz bağıyla katletmişlerdi. Şimdi Türkiye’de yer altı dünyası var din konusunda. Bu yer altı dünyasını görmek, fark etmek durumundayız. Bunu görmemezlikten gelmek laiklik falan değildir. Laiklikte herkesin dinini öğrenme hakkı vardır. Dünyanın bütün insan hakları bildirgelerinin başında herkesin din özgürlüğü, inanç özgürlüğü, dinini öğrenme ve öğretme özgürlüğü yer alır. Laiklikle din öğrenme ve öğretme özgürlüğü arasında nasıl bir çelişki olabilir. Efendim bu yapılıyor. Hayır bu yapılmıyor. Bu laikliğe uygun olarak yapılmıyor. Yasaya uygun olarak yapılmıyor. Buzdağının üzerindeki o küçük görüntü 6770 tane diyanete bağlı kuran kursu. Binlerce, onbinlerce var. Şimdi bunları çözmek için bu konuda bir kamu otoritesinin, bu merkezi otorite olabilir, bu yerel yönetim otoritesi olabilir. Onun denetimi altında doğru bir kuranı kerim yorumunun ve gerçeğinin çocuklarımıza annelerinin, babalarının izinleriyle ve çok uygun ortamlarda kamunun denetimi altında, şeffaf bir şekilde, yetkili insanların ağzından, yani devlete, cumhuriyete, laikliğe, anayasaya, Atatürk’e husumet içinde olmayan insanlar tarafından anlatılması Türkiye’nin temel problemlerinden birisidir.

Bakın, bir süre önce televizyonlara bir genç kız çıktı, deki ki ben Atatürk’ü sevmiyorum, Humeyni’yi seviyorum. Şimdi bunlar nereden yetişiyor. Bu konulara el atmak zorunda değil miyiz? Bunu görmek zorunda değil miyiz? Bunları denetim altına almak zorunda değil miyiz? Ya sen uğraşma bunlarla, bırak diyanet zaten bunu yapıyor diyerek devam edebilir miyiz? Başbakanın bu tablonun devam edip etmemesinden hiç şikayetçi olmadığını görüyorum. Ben şikayetçiyim. Bu iyi bir tablo değildir. Başbakan diyor ki, karışmayın, dini siyasete alet etmeyin. Dini siyasete alet etmek din eğitiminin olması gerektiği gibi verilmesini talep etmek değildir. Tam tersine çarpık bir şekilde onun bunun elinde din eğitiminin başka amaçlara hizmet edecek şekilde verilmesinin devam etmesini isteyenler ya da bunu istemese de buna gözyumanlar, bunu laiklik anlayışının gereği zannedenler büyük yanılgı içindedir.

Uğur DÜNDAR- Peki Sayın Baykal, bu şekildeki bir uygulama Cumhuriyet Halk Partili yerel yönetimler tarafından başlatılırsa diğer siyasi partilerde burada isim zikretmek istemiyorum. Kendi bildikleri bir çerçeve içinde ve bu kuran kurslarını devam ettirebilirler. Bu durumda da bir kaotik atmosfer oluşmaz mı?

Deniz BAYKAL- Sayın Dündar, burada partiler sözkonusu değildir. Burada sözkonusu olan yerel yönetimlerdir. Yani bizim idare sistemimizin bir temel unsurudur. Bunun şu partinin ya da bu partinin elinde olduğu önemli değildir. Bu her an kamunun denetimi altında, devlet sistemimizin bir parçası, devlet aygıtımızın bir parçası ve kendisinden hesap sorulabilir bir ünite olması önemlidir. Yani bu CHP yapacak, başka siyasi parti yapacak diye bir şey yok. Ciddi, sorumlu belediyeler bu ölçüler içinde diyanet işleri aracılığıyla aydınlık ortamlarda, sağlıklı ortamlarda ve bilinçli insanların eğitimi altında kuranın gerçeğinin anlatılmasının yararlı olacağı bilinmelidir. Yani Türkiye’de sorun kuranı kerimle ilgili değildir. Türkiye’deki hurafe sorunu, dinin teröre alet edilmesi, siyasete alet edilmesi sorununun temelinde kuranı kerim yoktur. Kuranı kerim doğru anlatılmış olsa bütün bunların önüne geçmek mümkündür. Hepimizin yapması gereken doğru bir kuranı kerim eğitimi insanlarımıza ulaştırmaktır.

Bugün Türkiye’de pek çok insan kızlarını, oğullarını böyle bir ortam olmadığı için ciddi bir eğitim olanağı sağlayamadıkları için böyle bir eğimden yoksun kaldıklarını biliyorlar.

Uğur DÜNDAR- Çok teşekkürler Sayın Baykal. Eğer ilave etmek istediğiniz bir ek husus varsa lütfen bir iki cümleyle onu da açıklayın ve teşekkür edeyim size.

Deniz BAYKAL- Yani benim anlatmak istediğim bu Türkiye’nin bir temel konusudur. Bu konuyu kafamızdaki klişe fikirlerle; efendim din konuşmak laikliğe aykırıdır. Efendim din konusundaki sorunların çözümüne yönelik öneri geliştirmek din istismarıdır anlayışıyla çözmemiz mümkün değildir. Yapılması gereken şey; kompleksiz, özgüvenli bir şekilde çağdaş bütün toplumlarda olduğu gibi laiklik bilinci içinde bu konuyu ele almak ve gereğini yapmaktır.

Uğur DÜNDAR- Çok teşekkürler.

Deniz BAYKAL- Ben teşekkür ederim.

Yorum yapın